yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2010 Pazar

Bebek Balıkçı


Dışarıda balık yemek konusu çok alışkın olduğum yerler dışında kendimi çok rahat hissetmediğim bir alandır. Genelde evde yapmayı tercih ederim, balık yemeyi çok sevdiğimden ev koktu ocak battı gibi endişelere kapılmam. En istediğim gibi pişirir, hiç soğutmadan yerim. Böyle korkusuz bir balık pişiricisi iseniz dışarıda balık yemek sözkonusu olunca lezzet, fiyat kalite dengesi filan hep aklınızı kurcalar. Neyse Bebek ailecek sevdiğimiz bir bölge, her kahvaltıya giitiğimiz de Bebek Balıkçı'nın önünden geçer 'yıllardır bir gelemedik' diye hayıflanırız. Sonunda geçen cuma gitmeyi başardık.Denize sıfır bir kış bahçesi yapmışlar ufolarla ısınıyor, hala çok serin ama manzara çok hoş ve her yerde olduğu gibi ağırlıklı sigara içenler yararlanıyor. Hem sigara içmediğimiz hem de sıcak sevdiğimiz için içeri oturduk.Yaprak dolma, közlenmiş patlıcan, salata turşu gibi hafif başlangıçlar yedik. Deniz ürünlerinden birşey yenmedi. Üzerine ızgara lüfer söyledik. Tam uygun büyüklükte lüferlerdi, çok sıcak değillerdi, derileri ızgarada pişmiş gibi çıtır da değildi.Biraz yeşillik ve bir dilim haşlanmış patatesle servis edilen lüfer şanına yakışmayan bir dekorasyonun ortasında zavallı zavallı bakıyordu. Tatlı olarak sufle yedik. Hakkını vermeliyim güzeldi.

Lüfer 57,5 TL, ortaya gelen salata ise 40 TL idi. Diğer fiyatları yazmak istemiyorum.Bu fiyatların üzerine hem kuver hem de % 10 servis eklendiğini düşünün. Yüksek kalite yüksek fiyatı tabii ki hak eder. Ama sıradan mezeler yüksek fiyat ve ılık lüfer, bir daha gideceğimi sanmıyorum.

30 Ağustos 2009 Pazar

Le Pain Quotidien


Kanyonda en sevdiğim mekan, ahşap masa ve sandalyeler, huzurlu, ferah bir ortam, fransız stili sandviçler, müthiş bir domates çorbası, olağanüstü peynir, jambon tabakları.Tartlar, kurabiyeler, muffinler. Organik, tahıllı ekmekler, marmelatlar ve bulursanız mutlaka almanız gereken ekmeğe sürülen çikolatalar. Bizimkilerin favorisi: noisella ve noir. Kavanozların kapağını açın ve koklayın o müthiş Belçika çikolatasının baştan çıkarıcı kokusunu hissedin.Çıtır baget ekmekten büyükçe bir parça koparıp, kavanoza daldırın. Ne gam kalır ne kriz tüm hücreleriniz kakao taneciklerini bulan Azteklere teşekkür eder. Şarapla süper gidecek bir mönüsü olmasına rağmen niye şarap servis edilmediğini çok merak ediyorum. Eğer giderseniz, mutlaka domates çorbasını deneyin, salça katılmadan sadece domatesten yapılmış, hafif krema, kıtır ekmekle çok lezzetli. Zeytin ezmesi, pesto sos, süper lezzetli labne peyniri, kurutulmuş domates, parmesan, jambon ve kavundan oluşan Toscana tabağını da öneririm. Basit ama çok rafine lezzetler olduğunu göreceksiniz. Servis elemanlarının hepsi de güleryüzlü ve yardımsever. Her gittiğimde mutlu çıktığım ender mekanlardan. Anadolu yakasında da açılmasını bekliyorum.

Hamdi Lokantası





Üniversiteye gittiğimiz yıllardan kalan anılarla Eminönü’nin keşmekeşini, Kapalıçarşı’nın ve Mısır Çarşısı’nın tarihin derinliklerinden gelen atmosferini, kokusunu, gizemli havasını hep sevmişimdir. Bu kez de ailece haftasonu Mısır Çarşısını gezip Hamdi‘de bir öğle yemeği yiyelim dedik.
Başlangıçlarla karnımızı doyurmadan sadece birer fındık lahmacundan sonra kebaba geçtik. Mutlaka yenmesi gereken kebap bence fıstıklı kebap. Hiçbir masraftan kaçınılmadan içine konulan bol antep fıstığı ile yapılan urfa kebap kıvamındaki şişte pişirilen köfte kebabı. Yağı tam kıvamında konulmuş ve ocağın üzerinde kızardığında yanmadan alınmış ve sıcakken önünüze gelmiş. Ocaktan masaya gelene kadar sıcaklığını koruması için altına ve üzerine lavaş konulsa daha iyi olurdu.Yanındaki bulgur pilavı, soğan, maydonoz bir kebapta olması gerektiği gibiydi, ne fazla abartılı ne de özensiz. Bence kebaplar bu kategoride yemeklerdir : o kadar lezzetli yemeklerdir ki fazla lüks ortamlar , süs püs sevmezler. Hamdi Lokantası deyince aklıma gelen Yılmaz Erdoğan’ın Organize İşler filmindeki sahnedir. Müthiş bir İstanbul manzarası: masmavi deniz, vapurlar, martılar, Galata Kulesi, dörbir yandaki camiler ve olağanüstü lezzetteki kebaplar.
Böyle bir gezi yapın ve Hamdi Lokantasına gidin, sıra bekleseniz de, garsonlar çok güleryüzlü olmasa da, hesabın ucuz olmayacağını bilseniz de deneyin. Ben çok seviyorum, yaşadığımız şehri, geçmişimizi, kültürümüzü anımsatan bir deneyim. Belki siz de seversiniz.

21 Ağustos 2009 Cuma

J Burger (Jumbo)


Hamburger denince aklıma gelen tek adres eski adıyla Jumbo yeni adıyla Jburger. Cemil Topuzlu, Büyük Kulüp karşısı. Karamelize soğan, baharatlı hamburger köftesi, lezzetli hamburger ekmeği ve efsane mayoneziyle yaratılan harika lezzet…Mayonezi kendileri yapıyor, şekerli bir lezzeti ve klasik mayoneze benzemeyen yarı şeffaf, jölemsi bir görüntüsü var.Bu temel üzerine kurulan pekçok değişik burger var bu burgercide. Hafif sarmısaklı Şarkburger favorimdir, eğer çok açsam iki katlı burgerlere de bakarım: New York, California, Daytona…Tek katlılar 8, çift katlılar 16 tl. Evet ucuz değil ama yedikleriniz de fabrikasyon donuk köfteler değil. Ayrıca böyle nefis bir hamburgerle bira içebileceğiniz nezih bir ortam bulmak da hiç kolay değil. Biraz da ortamdan bahsedeyim, otomobil sporlarından aksesuarlar ve kupalarla süslü mekanda kurulu 5-6 adet ekranda spor, müzik kanalları gösteriliyor. Batılı havasını özentiye kaçmadan hissettiren sade ve konforlu bir mekan. Gelenler de gençler, gençken dadanıp sonra aile kuran orta yaşa yakın çocuklu aileler. Son gittiğimde yanlarındaki boyfriendlere uyup buraya gelmiş gibi bir havaları olan pek şıkırtılı genç kızlar da vardı. 1977 yılında kurulan ve büyüme hevesine kapılmadan kalitesini koruyup klasikleşen bu mekanı gerçekten kutluyorum, gitmediyseniz mutlaka deneyin.

18 Ağustos 2009 Salı

Cookshop Palladium AVM


Birkaç kez gittiğimiz Palladium Avmdeki Cookshop bizi hiç hayalkırıklığına uğratmadı. Servis elemanları güleryüzlü ve ilgili, zaten olması gereken bu ama genellikle küçük dağları ben yarattım , büyükleri zaten babam yaratmıştı havasında jöleli saçlı ve mandrake sakallı garsonlardan sonra böyle normal görünümlü ve sıcak servis elemanlarını görünce insan seviniyor. Bu demin anlattığım tipolojiye bir de kuaförde rastlayabiliyorsunuz . Neyse yemeğe dönersek, güzel ve yaratıcı mönüsü ve hoş sunumları var. Geçen gittiğimizde kızımın yediği risotto 1.sınıf restoranlarda yiyebileceğiniz gibi çok lezzetli, kıvamında pişmiş, lapa olmamış, sıcak tabakta servis edilen harika bir yemekti. Ayrıca keçi peynirli panzanella salatası, salatayı ruhsuz yeşil otların üzerine en ucuz plastik tadında peynir tavuk ya da eti koymak sanan işletmecilere örnek olarak gösterilecek müthiş bir salata. Pizzalar italyan stili ne çok ince ne çok kalın malzeme gerektiği kadar.Ugly bird, dışı çıtır içi sulu ızgara tavuk budu, makarnalar doyurucu ve lezzetli.Salatanın sosunu ayrı istediğinizde gelen limon suyu buzdolabından çıkıyor ve gerçek limondan sıkılmış beklememiş. (İnsan zamanla nelere seviniyor)
Başka bir blogda okuduğum bir yorumda internet sitelerinin olmaması eleştirilmiş, ayrıca New York daki aynı isimli restoranla konseptin aynı olduğu söylenmiş. Evet internet sitelerinin olmaması eksiklik ama yemekler lezzetli, özenli, servis güleryüzlü, fiyatlar rahatsız edici değil. Varsın internet siteleri olmayıversin, varsın biraz başka restoranlardan esinlenmiş olsunlar ben yediğime bakarım…

7 Ağustos 2009 Cuma

L'entrecote de Paris(Kanyon) Fiyasko Fiyasko....



Dün akşam Kanyon'da ailece birlikte yemek üzere bir araya geldik.Şnitzel yemek konusunda gönlümüz her daim Cafe Wien'den yana olsa da kırmızı pötikareli örtülerin yarattığı ambians ve biraz da merak nedeniyle pek çok internet sitesinde adından övgüyle bahsedilen l'entrecote de Paris isimli restorana gittik. Her ne kadar pötikareli masa örtüleriyle hiç bağdaşmayan sandalyeler ve barın üzerinde asılı kokoş şıkırtılar ruhuma 'hadi kalkalım, hadi kalkalım' diye bağırsa da 40 küsur yaşında bir anne olarak sakin olmalıyım diye düşündüm. Şnitzel, tavuklu sezar salata ve T_bone sipariş verdik. Tavuklu sezar salatasında, onu sezar yapan sos yoktu, tavuklar günlerdir temizlenmemiş kokan ızgaranın tüm yanık koku ve tadını almıştı, yemeye olanak yoktu, beşinci sınıf bir atom salata ile yapılmıştı. Şnitzel Cafe Wien'de sunulanın üçtebiri kadardı ve çok sıradandı. Porsiyon fiyatı 40 TL olan T-bone çok lezzetsiz, kuru ve ızgaranın iğrenç kokusundan doğal olarak nasibini almıştı. Haksızlık etmeyelim patates kızartmaları güzeldi. Hesabı ödeme zamanı geldiğinde artık anarşist ruhum başkaldırdı ve servis yapan garsona bunun hayatımda yediğim en kötü yemek olduğunu (gerçekten öyle), ızgaranın pisliğinin bütün yemekleri etkilediğini ayrıca hepsinin çok özensiz olduğunu bu parayı haketmediklerini söyledim. İyi niyetli garsonumuz aşçının o gün izinli olduğunu, salatayı çıkaracaklarını ve kahve ikram etmeyi teklif etti. Onun kabahati yoktu tabii ki. Kabahat bizimdi, yeni yerler arayalım başkalarına da fırsat verelim demiştik.Sonrasında her zaman güleryüzle nefis pastalarını servis eden, Avusturya ruhunu hakkıyla temsil eden Cafe Wien de cafe melangelarımızı içtik. İçimden hala o aşçıyla tanışıp onu bayıltana kadar Cafe Fernando'nun internet sitesindeki tarife birebir uyarak defalarca tavuklu sezar salatası yaptırmak geliyor.

28 Temmuz 2009 Salı

Balıkçı Sabahattin


Sultanahmette kalan Amerika’lı konuğumuzu ağırlamak için seçtiğimiz yer: Balıkçı Sabahattin. Ahırkapının dar sokaklarında, eski Türk filmlerindeki çay bahçelerini anımsatan renkli ampüllerle süslenmiş, beyaz masa örtülü sıcak bir lokanta. Siyah beyaz, tekir, sarman kediler ayaklarımızın dibinde dolanıyor..

Mezeler yavaş yavaş geliyor.Deniz börülcesi, fava, közlenmiş patlıcan, beyaz peynir, yoğurtlu semizotu.”Tamam biraz ağırdan” diyoruz tamam hiç ısrar yok.Klasik balık lokantası usulü sürekli gelip yok ara sıcak yok balık diyip insanın canını sıkan garsonlar burada yok. Ne zaman arasanız varlar ama aramazsanız da sizi hiç rahatsız etmiyorlar.Ara sıcak çok istemediğimizi söyleyip sadece çocuklar için kalamar tava ve karides güveç söylüyoruz.Porsiyonlar tadımlık değil doyumluk geliyor ve çok lezzetli.Yabancı konuğumuz ızgara balık istiyor.Deniz levreği ve uskumru paylaşacağız.Kıvamında pişmiş, derisi çıtır, içi sulu soğumadan sofraya ulaşmış leziz balıklar.Tatlı, meyva ikramımız diyorlar biz patlamak üzereyken.Gelen dondurmalı irmik helvası Mehmet Yaşin’in tabiriyle damak çatlatan cinsten.Güzel bir yaz gecesinde Ahırkapı’nın tarihi atmosferinde bu nefis lezzetlerle olağanüstü zaman geçiriyoruz.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Bay Nihat-Cunda Adası


(Taş Kahve - Cunda)

Çok açız, bütün gün yüzdük, voleybol oynadık, denize daldık daldık çıktık, sonunda Bay Nihat’dayız. Rejimi falan unutup yiyip içeceğiz.Kızımızın vazgeçilmez seçimi semizotu salatası, girit mezesi, patates köftesi ve karışık salata… Sıradan mezeler gibi görünse de lezzetleri kullanılan zeytinyağından ve gösterilen özenden dolayı olağanüstüydü.Izgara deniz levreği kurutulmadan pişirilmiş, içi sulu, derisi çıtır bir haldeydi.İstanbuldakilere bunun nasıl pişirileceğini öğretmek gerekiyor. Derisi yanmış içi kupkuru balıklar önüme geldiğinde hakarete uğramışım gibi hissediyorum.Diğer deniz ürünlerine gelirsek ahtapot, karides, ve küçük kabuklulara; biraz değişik lezzetler denemek istemişler, güzel de olmuş sanırım ama ben deniz mahsüllerinde basitlikten yanayım.Tuz, limon ve z.yağı yeterli, kaşar peyniri, soya sosu gibi eklemeler pek hoşuma gitmiyor.Denizlerimizdeki balıklar da kabuklularda o kadar lezzetli ki bence simple is the best. Favori ahçım Jamie Oliver’ın da İtalya gezisinde İtalyanlarla en büyük anlaşmazlığıydı: Deniz ürünlerini soslayıp allayıp pullayalım mı yoksa basitçe z.yağı, limon ve tuz yeterli mi? Akdenizlilere kabul ettiremedi soslarını İngiliz Jamie. Ben de kabul edemedim, Akdeniz ruhu basitlikten yanadır…
Her neyse lor tatlısı ve sakızlı dondurma ile biten yemek gerçek bir şölendi.

17 Temmuz 2009 Cuma

Veli Usta'nın Yeri-Ayvalık



















İlk durağımız olan Ayvalık Ortunç Otel'e varmadan önce midemizin zillerinin çalmaya başladığını farkedip kendimizi Ayvalık Çarşısına attık. Esnaf bizi Veli Usta'nın Yeri'ne yönlendirdi. Küçük bir dükkan, z.yağlı yemekler yapıyor, girsek mi diye düşünürken kapısında lokantayla ilgili basında çıkan haberleri görüyoruz. Tamamdır, oturuyoruz. Siparişimiz, kabak çiçeği dolması, bamya, taze fasulye, izmir köfte, pilav ve cacıktan oluşuyor. Dört kişi olduğumuzu söylemeliyim. Klasik Ege usülü olarak z.yağlı yemekler de sıcak servis ediliyor ki bu bizim de favorimiz. Taze fasulye hafif kılçıklı olsa da diğer yemekler çok lezzetliydi.Özellikle kabak çiçeği dolması olağanüstüydü.Yemeğin üstüne yediğimiz lor tatlısı lorun o güzel süt kokusunu içeren hem hafif hem şerbetli bir tatlı. Yolunuz Ayvalığa düşerse mutlaka yiyin.