


İki hafta önce uzun zamandır yapmadığımız çocuksuz haftasonu gezisi hakkımızı kullanarak Bodrum'a gittik. Bol yağmurlu bir haftadan sonra bol bulutlu Bodrum karşıladı bizi. Yaklaşık 25 yıldır değişik kereler uğradığımız ve her zaman ürünlerine pek bayıldığımız Yunuslar Karadeniz fırınına gittik önce. Eski usül fırın modern bir pastaneye dönüşmüştü. Çok estetik ve çağdaş bir görüntü kazanan fırının eski hali anılarımda bana çok şey çağrıştırdığından olsa gerek içimden bir ses "keşke eski hali kalsaydı" deyip durdu. Tahinli ve bademli çörekleri kapıp Penguen Pastanesine gidip Bodrum Kalesi manzarasında kahvaltı ettik.
Akşam da son günlerde gazetelerde çok okuduğumuz Gümüşlükteki Mimoza restauranta gidelim dedik. Gümüşlüğün en dibinde yer alan mekan binbir gece masallarından çıkmış gibi geldi bana. Bunda çocukları evde bırakmanın payı ne kadar bilmiyorum. Işıklandırma,müzik ortam başka bir dünyaya geçmiş gibi hissettim. Birden başlayan yağmur karşısında servis elemanları bizi rahat ettirmek için çırpındılar. Ahtapot salatası, kızarmış kabak çiçeği içinde lor peyniri, karides. Deniz mahsüllerine çok uymasa da kırmızı şarap.Sonra yağmur durdu ve kahveleri deniz kıyısında içmemizi önerdiler.Düşünün kendiliklerinden önerdiler yeniden masa kirlenir servis bozulur demeden sadece müşteriyi memnun etmek için. Ev yapımı baklava yanında öyle bir kahve tepsisi geldi ki bunu mutlaka yaşamanız gerekir. Begonvil yaprakları, mumlarla bezeli tepsi içinde kahveler ve likör.Şarabı içtikten sonra fenerlerden süzülen ışığın gölgesinde yudumladığınız kahve, denizin sesi, hafiften gelen Fransızca şarkılar......
Burada fotoğraf çekmedik ama internet sitesindeki fotolar gerçeği yansıtıyor. Hani internetten görürsünüz sonra gittiğinizde hangi açıdan o fotoyu çekmişler de öyle görünmüş diye dövünürsünüz yok öyle bir durum. http://www.mimozagumusluk.com/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder