

Caz Festivalinin açılış günü Beyoğlu'na gidelim hem festivalin açılış çoşkusuna katılalım hem sokak konserlerini biraz dinleyip İstanbul'da yaşadığımızı anlayalım dedik. Tramvayla tünele kadar gidip birkaç konsere takıldıktan sonra artık on sekiz yıl önce festivale ilk gittiğimiz günler kadar genç ve dayanıklı olmadığımızı idrak edip The Marmara Pera'nın terasındaki Mikla'da bir içki içip dinlenelim dedik. İçki bahane nasıl nefes kesen bir manzaradır o. Marmara Denizinden Haliçe tüm ayrıntısıyla İstanbul. Galata Kulesi , Topkapı Sarayı , boğaz vapurları balıkçı tekneleri, Haliç. Nefes kesen manzara tanımını mecaz değil gerçek anlamda kullandım, bir akşamüstü çıkın ve deneyin birşey içmek de şart değil, terası hiç değilse bir dolaşın. Lavanta çiçeklerinin kokusu içinize dolarken güneşi batırın gerçekten çok romantik.
Tüm bu ortamın etkisiyle battı balık deyip yemeği de aşağıda Mikla'da yiyelim dedik. Aslında manzara ve içkinin yanındaki kuruyemiş ve meyvalarla oldukça doymuştuk. Dereotlu deniz levreği ve 24 saat pişmiş kuzu eti yedik. Deniz levreği de güzeldi ama kırmızı et seven biriyseniz o kuzuyu yedikten sonra içinizde bir halay çekme duygusunun uyanacağına garanti veririm . Hem etin lezzeti hem de pişirilme şekli birbirine bu kadar uygun olabilir. Fiyatlar kesinlikle pahalı hergün gidilecek bir yer değil ama bir kutlama yemeği için porsiyonun büyüklüğü değil de lezzeti ve kalitesi önemliyse denemeye değer. Terası ise yaz bitmeden mutlaka deneyin zaten biliyorsanız bir kez daha gidin. Ayrıca fotoğrafları o gün terastan çektim yazdıklarımı desteklesin diye.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder