
Çalıştığım dönemlerde hep Musevi arkadaşlarım oldu. Aldıkları iyi eğitimin, çalışkanlıklarının, esprili olmalarının yanında geleneklerine bağlılıkları hep dikkatimi çekmişti. Bundan birkaç hafta önce Ayşe Karabat’ın Kudüs’ün Gönüllü Sürgünleri adlı kitabını çok severek okudum. Bu kitapta da İsrail Filistin çatışmasının arka planında Musevi gelenekleri ayrıntısıyla anlatılınca Coen kardeşlerin kendi cemaatlerine mizahla yaklaştığı bu filme gitmek kaçınılmaz oldu.
1960lar Amerika’sında Musevi cemaati. Kahramanımız Larry Gopnik iyi bir iş ve ev hayatına sahip bir fizik profesörü. Bir anda hayatında iyi sandığı her şey ters gitmeye başlıyor. Larry de sormaya başlıyor “böyle kötü olaylar benim gibi iyi, sıradan bir insanın başına niye geliyor” diye. Din adamlarına danışıyor “ Tanrı bu kötü olayları vererek bana ne demek istiyor diye ama doyurucu bir yanıt alamıyor. Aslında yanıtlar filmin başında geçen şu sözde gizli “Başına gelen her şeyi samimiyetle kabul et”. Sadece Musevilikte değil tüm dinlerdeki kader kavramını açıklayan bir söz. Bu sözü ilk okuduğumda klasik kaderci yaklaşımlara verdiğim tepkiyi verip küçümsedim ve görmezden geldim. Oysa ki iki yıl önce oğlumun geçirdiği trafik kazasını hatırladığımda verdiğim tepkinin tamamen bu olduğunu anlayıp çok şaşırdım. Başımıza gelen ciddi bir travmaydı; ama ‘bu niye bizim başımıza geldi’ diye hiç düşünmedim. Olayı gerçekten samimiyetle kabullendim, sabırlı olacak bekleyecektik. Niye biz diye sormak anlamsızdı ; tesadüftü, kaderdi her ne diye düşünüyorsanız oydu. Yapılması gereken yas tutmaksa yas tutulmalı, değilse çözüme odaklanılmalıydı. Çok şükür olaylar bizi çözüme odakladı, ama tek bildiğim: bir suçlu aramadan niye biz demeden bu olayı ilk andan samimiyetle kabullenmiştim.
Filme dönersem sorular soran ama açıkça yanıt vermeyen bir kara mizah örneği. İnsanı düşünmeye, cevaplar aramaya yönelten, mükemmel detaylarla bezenmiş bir Coen Kardeşler filmi. Bu tarz filmleri sevmek çok kolay değil ama ısrar edip emek verirseniz çok şey kazanabilirsiniz. Kendi hayatınızdan örnekleri de düşünün bazen mantığımız başka şeyler söylese de en içimizdeki biz farklı tepkiler verebiliyor.
1960lar Amerika’sında Musevi cemaati. Kahramanımız Larry Gopnik iyi bir iş ve ev hayatına sahip bir fizik profesörü. Bir anda hayatında iyi sandığı her şey ters gitmeye başlıyor. Larry de sormaya başlıyor “böyle kötü olaylar benim gibi iyi, sıradan bir insanın başına niye geliyor” diye. Din adamlarına danışıyor “ Tanrı bu kötü olayları vererek bana ne demek istiyor diye ama doyurucu bir yanıt alamıyor. Aslında yanıtlar filmin başında geçen şu sözde gizli “Başına gelen her şeyi samimiyetle kabul et”. Sadece Musevilikte değil tüm dinlerdeki kader kavramını açıklayan bir söz. Bu sözü ilk okuduğumda klasik kaderci yaklaşımlara verdiğim tepkiyi verip küçümsedim ve görmezden geldim. Oysa ki iki yıl önce oğlumun geçirdiği trafik kazasını hatırladığımda verdiğim tepkinin tamamen bu olduğunu anlayıp çok şaşırdım. Başımıza gelen ciddi bir travmaydı; ama ‘bu niye bizim başımıza geldi’ diye hiç düşünmedim. Olayı gerçekten samimiyetle kabullendim, sabırlı olacak bekleyecektik. Niye biz diye sormak anlamsızdı ; tesadüftü, kaderdi her ne diye düşünüyorsanız oydu. Yapılması gereken yas tutmaksa yas tutulmalı, değilse çözüme odaklanılmalıydı. Çok şükür olaylar bizi çözüme odakladı, ama tek bildiğim: bir suçlu aramadan niye biz demeden bu olayı ilk andan samimiyetle kabullenmiştim.
Filme dönersem sorular soran ama açıkça yanıt vermeyen bir kara mizah örneği. İnsanı düşünmeye, cevaplar aramaya yönelten, mükemmel detaylarla bezenmiş bir Coen Kardeşler filmi. Bu tarz filmleri sevmek çok kolay değil ama ısrar edip emek verirseniz çok şey kazanabilirsiniz. Kendi hayatınızdan örnekleri de düşünün bazen mantığımız başka şeyler söylese de en içimizdeki biz farklı tepkiler verebiliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder